Bir kağıda kalem kullanmadan seni çizdim
Dokundun
Ağlamaklı oldum ama ağlamadım
Deniz kabuklarından devrimler yaptım
Mavi bir kar yağdı
soyundum
Çocukluğunu düşledim çiçek bahçelerinde
Menekşeleri ezmemek için ayaklarımı kestim
Kış meyvelerinden bir tabak yaptım sana
Bekledim
Gelseydin bir kuş kanadına tutunup uçacaktım
Uyuyordun, oturdum izledim
İltihaplı bir yara gibi sızladım
Kulaklarımı doldurdu ismimi söyleyen sesin
Açtım pencereyi adını bağırdım:
Özlemimsin!

     baturalp ilkay gülten

1.255 kez oynatım

baturalpilkaygulten:

Siyah çiçekler var burnumun ucunda
Yasak çiçekler anarşist bağrımda büyüyor
Hepsini aynı anda koklayıp devlete küfrediyorum
İnsanlara küfrediyorum durmadan
Sevmeyen, öfkelenmeyen insanlara
Mülteci ayaklanmalar barındırıyor ayak tabanlarım
Avuçlarım, cinnet şeridi gibi kanlı ve uzun
Sis perdeleri özgürlüğün üzerini örttü örtecek
Korkuyorum
Karanlık çöküyor karanlığın üzerine
Çocuk ölümlerine dayanamıyorum

Şarap intihar
İlaçlar katliam
Ölüm gözlerin
Beni memelerinin arasında sakla
Biraz tütün sür sakallarıma, ben;
Dünyaya barış getiremeyen başarısız bir elçiyim

Chello ketum, piyano korkak
Bana mızıka çal, dudakların zemheri akşamlara sığınak

Halkların değil, insanların kardeş olduğu bir ütopyaya
yardım ve yataklık eden iki yatalağız, rutubet kokan
Otel odalarında sarmaş dolaş uyuyan
Sokaklarda serseri adımlarla yürüyen
İki bodur ağacız; çiçek vermeyen
Boğazımızda zift gibi kat kat çay tadı
Damaklarımızda kesik kesik yakamozlar
Birbirinden habersiz birbirine sarılıyor
Titreyerek uyandığımız eski akşamlar
İlaçları midemize doldurup hayata siktir çektiğimiz bir an bu
Tınılarına mahkum olduğumuz tüm şarkıların
aynı anda tüm radyolarda çalma durumu

Sahil kenarında içilen kan rengi şaraplar
Ve senin uzun ince korkuların, endişelerin
Üşümelerin bir kupa kızı gibi narin ve iskemik
Titremelerin
benim tepende bir lamba gibi dikildiğim sabah vakitleri

Özle beni, derdin
Oysa bilmezdin seni derime kaynatmak istediğimi
Göğsümde saklamak, göz kapaklarımı gülüşünle boyamak
istediğimi
Boynumdan her öptüğünde içimde bir çiçek büyüdüğünü bilmezdin.
Kasıklarında mavera bir şey var
Ama ben peygamber değilim
Evliya değilim
Şiir yazıyorum ve seni seviyorum kırılma noktalarında
Kırılıyor ve sana sarılıyorum her gece ölmeden önce
Her sabah tekrar tekrar doğmadan önce sesini duyuyorum
Beni öpüyorsun, yanıma uzanıyorsun
Sakallarımı seviyorsun 
Her seferinde son defa görüşüyor gibi üzgün ayrılıyoruz
Sen gider gitmez ben senin sesinden şiirler dinliyorum
Merdivenlerin Allah’a şirk koştuğu bir yerde
Rüzgara sırtımı verip şeytani sigaralar yakıyorum
Kirli otobüs camlarına ismini yazıyorum bazı zamanlarda
Seni en çok senin yanındayken özlüyorum
Çünkü en çok o zaman canımı sıkıyor iki ayrı insan olmamız
Benim kollarımın senin vücudunda olduğu
aykırı bir alem yaratıyorum dimağımda 
Sana, cehennem ateşlerinden bir kayık yaptım
Dokunuşlarınla soğutabileceğin 
ve benden kaçıp ta uzaklara gidebileceğin
kirpiklerin gibi eğri bir kayık
Bırak beni, tutma, atlayacağım
Sana ölümlerden korkmadığımı kanıtlayacağım

Ama biliyorsun ben yere düşmüş yaşlı bir kozalağım
Benim mezarım çöplük olur, mezar başında süs olur
Senin ellerin en çok ellerimde güzel
Boynun, mezar taşına yazılmış en uzun cümle olur
Sahaflar bizi tozlu raflara hapsetsin orada çoğalalım
Binlerce kitap olalım asla okunmayacak olan
Onlarca eve gidelim
Bir kere bile kapısı çalınmayan

İki kişilik bir örgüt aşk dedikleri
Suçluluğu somut delillerle kanıtlanamayan.

 

18 Nisan 2014 ♥ 88 yorum           Reblog    
reblogged from baturalpilkaygulten

Tutup savaşlar çıkarır gibi seviyorum seni
Yeni bir dünya keşfeder gibi
Her akşam bir çocuğun karnını doyurup
Her sabah saçlarını tarar gibi


Yaşar gibi seviyorum seni
Gerçekten yaşamayı biliyormuş gibi

— baturalp ilkay gülten (via baturalpilkaygulten)

18 Nisan 2014 ♥ 61 yorum           Reblog    
reblogged from baturalpilkaygulten
thegirlwithredtie said: "Sen öyle öyle bi'şeysin ki; Sana cezaların en ağırını kesmek gerek, Gülüşünü yasaklamak gerek Ya da bakışını zindanlara kapatmak gerek. Sen resmen anayasaya aykırısın!" Demişti bi adam.

Güzel demiş.

Anonim said: hangi şehir peki?

İstanbul.

18 Nisan 2014           Reblog    
Anonim said: blogunu ve yazılarını çok beğendim

Teşekkür ederim.

18 Nisan 2014           Reblog    
Anarşizm, Sosyalizm, Kapitalizm;

Anarko-Kapitalizm’i savunanlar var ya. Ulusalcı kimliği harlaması ardından Attila İlhan’a saygı duydum ama Anarko-Kapitalist bir insana saygı duymam, duyamam. 

Neden duyamam?

Sosyalizm’in Anarşizm’i doğurduğu mutlaktır, bunu göz ardı edemeyiz. Ama zaten Sosyalizm, İktidar ve üretim araçlarının -sanayi, gıda- halk tarafından kontrol edilmesi olduğundan, Anarşizm’i doğurması bir sorun teşkil etmemektedir. Bu, insan hassasiyetine ve doğasına tam ya da yarım uyum sağlamaktadır. Kapitalizm ise doğduran insan hassasiyetine ve doğasına aykırı olduğundan, Anarko-Kapitalizm’in savunulmasını saçma buluyorum. Paranın ve çıkar ilişkisinin yönlendirdiği bir toplumu, anarşist tutum ile var kılmaya çalışmak, insanın ölene kadar kendi sırtını yalamaya çalışması kadar boş bir iştir. 

Benim kişisel yaşam tarzım veya tabir-i caizse var olmasını istediğim toplum idare tarzı ise, Teknokrasinin yumuşatılarak “tüm karar verme süreçlerinin teknik uzmanların ellerinde olduğu bir yönetim” yerine, "tüm karar yönlendirmelerinin, halkın güvenini kazanmış, konuyla ilgili uzman kişilerin öncülüğünde" yapılmasıdır. Kimdir bu halkın güvenini kazanmış öncüler? Bilim adamları, Şairler, Matematikçiler, Filozoflar, Marangozlar, Terziler, Astrologlar, Demirciler… Çıkar gözetmeksizin, insan özüne saygıyla ve mutlak dayanışmayı gözeten herkes.

Buna Tekno-Anarşizm diyebilir miyiz? Ben diyorum.

❝ Gitme zamanı gelmişse ‘dur’ demenin, zaman geçmişse ‘dön’ demenin ve aşk bitmişse ‘yeniden’ demenin, anlamı yoktur. ❞

— Huzurla uyu, Gabriel Garcia Marquez.

Anonim said: milim milim ne ya

İstanbul’un akşam trafiği gibi. 

Anonim said: Nasıl gidiyor?

Milim milim.